ÇOCUKLARLA ETKİLİ İLETİŞİM

“Çocuğumla nasıl konuşmalıyım?” “Ona nasıl tepki vermeli, nasıl davranmalıyım?” “İletişime hangi yollardan geçmeliyim?” gibi sorular ebeveynler olarak bizlerin kafasını sürekli meşgul eder. Çocuklarımıza karşı söylemlerimizin onları nasıl etkilediğini merak eder, olumsuz tepkilerimizden sonra pişmanlık duyar, övgünün de eleştirinin de dozunu kaçırdığımız zamanlarda dertleniriz.

Yaşadıkları tüm deneyimler çocuklarımızın yaşamını uzun vadede etkiler. Onlarla sağlıklı ve etkili iletişimi nasıl kurabileceğimizle ilgili birkaç öneriyi vakalar eşliğinde incelemek isteriz: 

• Çocukların deneyimledikleri dünyaya yükledikleri anlamı keşfedebilmek, onlara kendi sınırları ve kuralları ile yaklaşabilmek, onlarla bu şekilde iletişim kurabilmek sanatsal bir gayret gerektirir. Zira çocuklar konuşurken kendilerini çoğunlukla doğrudan ifade etmez, dolaylı yollardan ifade etmeye çalışırlar. Onların mesajları, adeta çözülmesi gereken bir bulmaca gibidir.

Vaka Örneği*:
10 yaşındaki Can, annesine;“İstanbul’da terk edilmiş kaç çocuk vardır?” diye sorar. Can’ın avukat olan annesi sosyal problemlere ilgi duyduğunu düşünerek ona kısa bir konferans verir. Fakat Can tatmin olmaz ve aynı konu hakkında sorular sormaya devam eder. Annesi Can’ın sosyal bir problemden değil de, kişisel bir problemden endişe duyduğunu anlar. Can’ın soruları terk edilmiş çocuklara çok fazla ilgi duymasından değil, terk edilme korkusundan ortaya çıkmıştır. Can terk edilmiş çocuk sayısını öğrenmeyi değil, hiçbir zaman terk edilmeyeceğine dair güven verilmesini, içinin rahatlatılmasını istemektedir.

Annesinin oğlunun endişesini anladığını dile getirecek şekilde vereceği cevap onu rahatlatır: “Bazı anne ve babaların yaptığı gibi bizimde bir gün seni terk edebileceğimizden endişe duyuyorsun. İzin ver seni biraz rahatlatayım. Sen bizim için çok değerlisin ve seni terk etmeyeceğiz. Eğer bu konu tekrar canını sıkarsa, lütfen bana söyle ve birlikte konuşalım.”

Vaka örneğinde de olduğu gibi çocuklarımızın bize ne söylediklerinden çok, ne söylemek istedikleri önemlidir. Bunu anlamlandırabilmek ve onları anladığımızı hissettiren dönütler vermek önemlidir.

• Çocuklarımızın yapmış olduğu davranışlara değil de duygularına karşılık vermek, çocuk ve yetişkin arasında kurulan ilişkide çok etkilidir. Çocuğumuz üzgün olduğunda onun üzüntüsünü paylaşmalı, teselli vermek ya da üzüntü duyduğu durumu küçümsemektense onu anladığımızı hissettirmeliyiz. Çünkü çocuklar güçlü duygular içindeyken söylenenlere odaklanamaz, karşılarındaki kişiyi dinlemezler. Teselli, öğüt bir yana yapıcı eleştiriyi dahi kabul etmezler. İçlerinden geçenleri, o anda ne hissettiklerini anlamamızı isterler sadece. “Güçlü duygular zihinden çıkarılarak ortadan kalkmaz; dinleyici bu duyguları samimiyet ve anlayış ile kabul ederse, çocuğun şiddeti azalır ve keskin uçları törpülenir” (Ginnot, 2008). “Arkadaşının sözleri canını sıkmış olmalı.” ya da “bu olay duygularını çok incitmiş olmalı.” gibi ifadelerle duygularını paylaşabiliriz.

• “Çocuklarımız için onay kaynağının başka insanlar değil, kendileri olabilmesi için değer biçen övgünün baskısından kurtarılmaları gerekir” (Ginnot, 2008). Övgünün çocuğun karakterine ya da kişiliğine yapılmaması, çabalarına ve başarısına yapılması daha sağlıklı sonuçlar doğuracaktır. Örneğin çocuğumuz odasını temizlediğinde, yalnızca ne kadar çok çaba harcamış olduğu ve odasının ne kadar güzel göründüğü ile ilgili yorum yapmalıyız. Bu durumda çocuğumuzun ne kadar iyi ya da ne kadar temiz bir çocuk olduğunu söylemek yersiz olacaktır. Zira “övgü kelimeleri çocuğun kişiliğinin çarpıtılmış bir imajı değil, başarısının gerçekçi bir resmi olmalıdır” (Ginnot, 2008). Övgü çocuklara söylediğiniz sözler ve onların içlerinden kendilerine söyledikleri sözler (kendi içsel motivasyonlarının artması ile açığa çıkan söylemler) olmak üzere iki kısımdan oluşur.

*Metinde kullanılan vaka örnekleri, bazı bölümleri değiştirilip kültürümüze uyarlanarak Anne, Baba ve Çocuk Arasında (Ginnot, 2008) isimli kitaptan alınmıştır.

Vaka Örneği:
Baba: Bu tezgâh çok ağır, taşımak çok zor…
Ayşe: Ama ben taşıdım.
Baba: Çok fazla kuvvet gerektirir.
Ayşe: Ben güçlüyüm.

Bu örnekte Ayşe’nin babası işin zorluğu hakkında yorum yaptı. Ayşe’nin kendi kişisel gücü hakkında sonuç çıkarmasını sağlayan da buydu. Babası “Sen çok güçlüsün kızım.” deseydi Ayşe; ‘‘Hayır güçlü değilim, sınıfta benden daha güçlü çocuklar var.” diyebilirdi ve faydasız bir tartışma sürüp giderdi. 

• Faydalı övgü: Tebrik kartını beğendim, çok hoş ve zarifti.
• Çocuğun çıkaracağı olası sonuç: Ben zevkli biriyim, seçimlerime güvenebilirim.
• İşe yaramaz övgü: Sen ne kadar düşüncelisin, şahane bir kart yapmışsın!
• Bazı durumlarda yaptıkları şeylerin sonuçları olumsuz olsa da, çocuğumuzun kişiliği ile ilgili suçlamalarda bulunmak doğru değildir. Olumsuz tecrübeler yaşadıklarında en iyisi çocuğu değil, durumu ele almaktır. 

Vaka Örneği:
14 yaşındaki Ahmet, babasına arabayı yıkayacağına dair söz verir fakat unutur. Son dakika yıkamaya başlar ancak yetiştiremez.

Baba: Arabanın biraz daha temizlenmesi lâzım, özellikle de üstü ve sol tarafı. Ne zaman bitirebilirsin?
Ahmet: Bu akşam biter baba.
Baba: Teşekkür ederim.

Bu şekilde Ahmet’in babası, öfke yaratmadan ve hakaret etmeden, oğlunun işini tamamlaması için diyalog kurmuştur. Bu baba oğlunu eğitmeye çalışırken olumsuz eleştiriyi kullansaydı, Ahmet’in nasıl karşılık vereceğini hayal edelim:

Baba: Arabayı yıkadın mı?
Ahmet: Evet, baba…
Baba: Emin misin?
Ahmet: Eminim.
Baba: Sen buna yıkamak mı diyorsun? Böyle yarım yamalak çalışmayla, bir işte bir günden fazla kalamazsın, sorumsuzsun!

• Çocuk eğitiminde, anne ve babalar olarak bizlerin öfkesinin etkili bir yeri vardır. Aslında, bazı anlarda öfke duymamak çocuğu iyiliğe değil, yalnızca kayıtsızlığa sevk edebilir. Öfke duymamaya çabalayanlar, ne yazık ki öfkeden tamamen kaçamazlar. Çocuklarla ilgili bazen öfkelenebileceğimizi kabul edelim, suçluluk duymadan ya da utanmadan öfkelenme hakkına sahip olduğumuzu unutmayalım. Ne hissettiğimizi ifade etmeye hakkımız olmakla birlikte, öfke içeren duygularımızı çocuğumuzun kişiliğine ya da karakterine saldırmamak şartıyla doğru şekilde ifade etmeliyiz (Ginnot, 2008).
• Çocuktaki sorumluluk duygusu, anne babasının tutumu ve ebeveynlik becerileri ile başlar. Beceriler, duygularla başa çıkmanın kabul edilebilir yöntemlerini çocuklara gösterirken tutumlar da çocukların tüm duyguları hissetmelerine izin vermeyi kapsar.

Çocuklarınızla etkili iletişim kurabilmek için çıktığınız bu yolda ilk adım; çocuklarımızın davranışlarına boyun eğmek ya da isyanlarına tepki vermek değil, düşündükleri ve hissettikleriyle ilgilenerek davranışlarını harekete geçiren duygulara karşılık verme kararıdır. Peki, çocuklarımızın hissettiklerini, düşündüklerini nasıl anlayabiliriz? Çocuklar bize o ipuçlarını verirler. Çocukların duyguları kelimelerinde ve ses tonlarında, jestlerinde, mimiklerinde ve tavırlarında kendini hissettirir, bazen açıkça ortaya çıkar. İhtiyacımız olan şey dinlemek için bir kulak, görmek için bir göz ve hissetmek için bir kalptir. Ebeveynler olarak bizler ancak çocuklarımızı dikkatle ve hassasiyetle dinlediğimiz zaman onlarda görmek istediğimiz değişiklikleri başlatabiliriz (Ginnot, 2008). 

NUN Okulları PDR Birimi

 

Kaynakça:

Can, Gürhan. Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik. Ankara: PEGEM, 2015.
Ginnot, Haim G. Anne Baba ve Çocuk Arasında. İstanbul: Okuyan Us Yayınları, 2008.
Corey, Gerald. Psikolojik Danışma, Psikoterapi Kuram ve Uygulamaları. Ankara: Metis Yayınları, 2008.
Covey, Stephen R. Etkili İnsanların Yedi Alışkanlığı. İstanbul: Varlık Yayınları, 1989.