Mantık’ut Tayr’ı Prof. Dr. Ekrem Demirli’den Dinledik

Geçtiğimiz eğitim ve öğretim yılının sonunda öğretmenlerimizin ve idari çalışanlarımızın okumalarını tavsiye ettiğimiz Feriddüddin Attâr’ın Mantık’ut Tayr isimli eserini Prof. Dr. Ekrem Demirli’nin rehberliğinde değerlendirdik.

12. yüzyılda kaleme alınan Mantık’ut Tayr adlı eser, kendinden sonra yaşayan birçok mutasavvıfı etkilemiştir. Bu eserde kısaca ifade etmek gerekirse şu hikâye anlatılır; Kuşlar kendi aralarında toplanıp hiçbir ülkenin padişahsız olmadığını, padişahsız ülkede nizam ve intizam kurulamayacağını belirtirler. Aralarında bulunan ve mürşidi temsil eden, Süleyman peygamberin mahremi ve postacısı Hüdhüd bu konuda onlara yol göstereceğini söyler. Hüdhüd öncülüğünde toplanırlar. Fakat yolun uzak ve sıkıntılı olduğunu anlayınca bülbül, papağan, tavus, kaz, keklik, hümâ, doğan, balıkçıl, baykuş ve diğer bazı kuşlar birer mazeret ileri sürerek yolculuktan vazgeçmek isterler. Hüdhüd kuşların hepsine cevap vererek onları ikna eder. Sonunda bütün kuşlar Hüdhüd kılavuzluğunda yola çıkarlar. Yolculuk esnasında bitkin ve yorgun düşen binlerce kuş Hüdhüd’den şüphelerinin giderilmesini ister. Hüdhüd her birinin soru ve itirazlarına cevaplar verir; önlerinde “talep, aşk, mârifet, istiğna, tevhid, hayret, fakru fenâ” denilen yedi vadinin bulunduğunu bunları geçince padişahları olan sîmurga ulaşacaklarını anlatır. Tekrar yola koyulan kuşlardan sadece otuzu hasta ve yorgun durumda bu vadileri aşıp yüce bir dergâhın önüne ulaşır. Burada bir postacı gelip onların sîmurgu sorduklarını anlayınca önlerine birer kâğıt parçası koyarak okumalarını söyler. Kâğıtları okuyan kuşlar bütün yaptıklarının yazılı olduğunu görüp şaşırırlar. Bu sırada sîmurg da tecelli eder. Fakat gördükleri sîmurg kendilerinden başka bir varlık değildir. Sîmurg’ta kendilerini, kendilerinde sîmurgu görüp hayretler içinde kalırlar. Bu arada bir ses duyulur: “Siz buraya otuz kuş geldiniz, otuz kuş göründünüz; daha fazla veya daha eksik gelseydiniz yine o kadar görünürdünüz; burası bir aynadır.” Neticede hepsi sîmurgda fâni olur, artık ne yol ne yolcu ne de kılavuz vardır. Gölge güneşte kaybolur. Menzil-i ulaşan otuz kuş aradıkları sîmurgun kendileri olduğunu anlar.

Yukarıda kısaca anlatılan hikâyeyi tasavvufi açıdan yorumlayan Demirli, insanın dünyadaki yolculuğu sırasında yaşadığı hâllerin Attâr’ın kaleminden yansıtıldığına dikkat çekti. Yolculuktan vazgeçen kuşlarla gündelik yaşamda birçok defa karşılaştığımızın altını çizen Demirli, “kimi zaman zorluklar karşısında bezginliğe düşen arkadaşımız kimi zaman başarısız olacağı ön kabulüyle derslerine çalışmayan öğrencilerimiz Mantıku’t Tayr’daki bülbül, papağan, tavus, kaz, keklik, hümâ, doğan, balıkçıl, baykuş kuşları gibi baştan vazgeçiyorlar. Oysa yalnızca mücadele edip yolculuğu tamamlayanlar mükâfatı kazananlardır.” şeklinde konuştu. Eserde bahsedilen talep, aşk, mârifet, istiğna, tevhid, hayret, fakru fenâ vadilerinin açıklamalarını yapan Demirli, her bir vadinin temsil ettiği tasavvufî anlamı yorumladı. Katılımcıların sorularına Prof. Dr. Ekrem Demirli’nin verdiği cevaplar ile sona eren etkinlikte kadim edebiyatımızın nadide örneklerinden biri yorumlandı.